Yabancılaşmanın Ötesinde

Yabancılaşmanın Ötesinde
Yeni Devir/ 21 Haziran 1977
Müslüman, çağına rağmen belli bir görevi yüklenmiştir, diyoruz. Yani içinde bulunduğu durumu veri olarak kabul edip şartların elverdiği bir hareket yürütmeye değil, kendi düsturlarını esas alıp çağın şartlarını bu düsturlar doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye memur. İşte bu özellik onu çağının esiri olmaktan alıkoyup çağın sırtını yere çalma mevkiine getiriyor. Zaman zaman müslümanlara yöneltilen <çağdışı> kalma suçlaması eğer müslümanların çağın çirkefi dışında kaldıklarını vurguluyorsa büyük iltifat, keşke bu iltifata layık olabilsek. Ama hayır, müslümanların çağ dışı olduklarını ileri sürenler, onların çağın düşünce seviyesinin gerisinde veya altında olduğunu işaret etmek istemekle, bir çeşit gelişmemişlik damgası vurmak istemektedirler.
Müslüman, çağına rağmen belli bir görevi yüklenmiştir, diyoruz. Yani içinde bulunduğu durumu veri olarak kabul edip şartların elverdiği bir hareket yürütmeye değil, kendi düsturlarını esas alıp çağın şartlarını bu düsturlar doğrultusunda yeniden biçimlendirmeye memur. İşte bu özellik onu çağının esiri olmaktan alıkoyup çağın sırtını yere çalma mevkiine getiriyor. Zaman zaman müslümanlara yöneltilen <çağdışı> kalma suçlaması eğer müslümanların çağın çirkefi dışında kaldıklarını vurguluyorsa büyük iltifat, keşke bu iltifata layık olabilsek. Ama hayır, müslümanların çağ dışı olduklarını ileri sürenler, onların çağın düşünce seviyesinin gerisinde veya altında olduğunu işaret etmek istemekle, bir çeşit gelişmemişlik damgası vurmak istemektedirler.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gereği var: Müslüman çağ karşısında son derece aktif, ilgili, müdahaleci bir tutum içinde olması mecburiyetine rağmen çağın mantık örgüsünün dışında (yani üstünde) bir zihni yapıya sahip olma durumundadır. Açıkçası müslüman çağın meselelerine Kitab’ın ve Sünnet’in gösterdiği istikamette çözümler getirecek ama çağın zorlamalarına boyun eğmiyecektir. Bu haliyle de çağın isterlerine
Çağa yabancı olma çağdan bihaber olma anlamına gelmez. Tam tersine çağ hakikate yabancı kaldığı için hakikat adına yola çıkanlar çağın bir unsuru olmayı reddederler ve çağa onun tanımadığı doğruları getirirler. Bu getirme çabası (tebliğ) ancak çağın üstünde vasıflara sahip insanlar tarafından gerçekleştirilebilir. Bu insanlar çağlarına, çağlarının akıl düzenine, iktisadi ve toplumsal işleyişine yabancı kalmayı seçmişlerdir. Daha doğru bir deyimle
Elbette paradoks hemen dikkatinizi çekti. Çünkü yabancılaşma denilince gerek batı düşüncesi içinde gerekse Türkiye’de İslam yazarlarının bazılarının anlayışında istenmeyen bir vakıa dile getirilmek istenir. Oysa ben müslümanın yabancılaşmasını adeta özlüyorum.
İslam yazarlarının bazıları yabancılaşmayı
Yabancılaşma düşüncesinin köklerini Tevrat’a dayandıranlar varsa da son çağlarda yabancılaşmayı metafizik bir problem olarak ortaya atan Hegel’dir. Ruhun kendi içinde şedit ve üstün bir çatışma yaşadığını söyleyen Hegel ruhun ideal bir varlık olarak kendini gerçekleştirme gayretleri içinde olmasına rağmen bu hedefini kendi gözünden sakladığını ve bu yabancılaşmadan tatmin ve gurur duyduğunu belirtir. Bu yüzden Hegel’in anlayışında insanın kendi zihni ürünleri kaynağından bağımsızlaşır ve böylece ona yabancılaşır. Yabancılaşmanın bu metafizik yaklaşımına Marx sosyolojik bir muhteva kazandırmıştır.
Benim belirtmek istediğim müslümanın meselesinin yabancılaşma kavramının çok ötesinde bir yabancılaşma ile açıklanabileceği hususudur. Çağın meselelerine eğilirken getirilen yeni bakış açısı çağa yabancı bir zihni yapının uzantısı olacaktır. Ancak bazı imkanlara sahip kafalardır ki genel geçer doğruları aşıp, onlara yabancılaşıp hakikat’ın yönüne yüzlerini çevirirler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder