En Büyük Tehlike
En Büyük Tehlike
ismet özel
En Büyük Tehlike
15 Haziran 1977 / Yeni Devir
Henüz Türkiye’de Müslümanların kim oldukları bilinmiyor.
Çünkü kaynakların gücüne yakışan ilerlemeyi yeni yeni başlatıyor Müslümanlar. Dünya bütünüyle Müslümanların kim olduklarından habersiz.
Bu, gayri Müslim âlem için olduğu kadar, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler için de böyle.
Gerçi İslam’ın düşmanları her Müslümancı kıpırdanışa karşı fazlasıyla hassas davranıyorlar, ama bu hassasiyet onların Müslümanların kim olduklarını bildiklerinden değil, yalnızca bazı siyasi ve iktisadi endişeler onları böyle uyanık durmaya zorluyor.
Aynı siyasi ve iktisadi endişeler de bazılarının Müslümanlara karşı yumuşak davranmalarına sebep oluyor.
Her iki halde de belli olan şu ki İslam dışında kalanlar Müslümanları sadece kendi değer hükümlerinin, kendi çıkarlarının sağına yahut soluna düştüğü şekliyle hesaba katıyor. Yani İslami vasıfların hesaba katıldığı vaki değil.
Zaten İslami vasıfları hesaba katacak olan da Müslümanlardan başkası olmayacak. Bu sebeple Müslümanların kim olduğunu ancak Müslümanlar bilecek her zaman.
Sonuç olarak “İslami hareket”in ne yönde ve ne nitelikte ilerlediğini en iyi bilenler de Müslümanlar olacak.
Temkinli ve sağlam gelişmenin gereklerinden biri de belki fazla gürültü koparmadan, ama ulaşılmış noktaların değeri bilinerek atılan adımlardır.
Ulaşılmış noktaların göze görünen iki yönü var: Birincisi kamuoyunda Müslümanlara kabule şayan bir mevki elde etmeleri, ikincisi de Müslümanların bizzat kendilerinin sahip oldukları keyfiyetlerin dışa yansıyan
Her iki nokta da birbiriyle bağlantılı elbette.
Çünkü kamuoyunda kabule şayan bir mevki elde etmek, keyfiyetin yani Müslümanların seviyelerinin bir türevi olacak, öte yandan seviyenin yükseltilmesi de Müslümanları yeni kaleler zaptetmeye yöneltecektir.
Mesele gelip İslam düşüncesinin çağın karşısında aldığı tavırda düğümleniyor. Bugün Müslümanların gerek fikri gerekse ameli sahada hızı ve ciddiyeti artan bir çalışma içinde olduklarını söylemek mümkün.
İşte bu ilk bakışta son derece sevindirici görünen gelişmenin muhtemel bir tehlikesinden söz etmenin zamanıdır.
İslam uğruna girişilen nazari ve ameli çalışmalar kaçınılmaz olarak İslam dışı düşünce ve davranışların hal ve şartları içinde, üstelik onların hâkim oldukları veya olmaya çalıştıkları platformda yürütülüyor.
Bu şartlarda küfürle başa çıkmak onunla birçok sahada yarışmayı kaçınılmaz olarak getirecektir.
İslam muarızının muhtaç olduğu şey yalnızca belli bir sahada bilgi, belli bir mantık örgüsü ve bunları kullanmanın ustalığından ibarettir.
Bir Müslüman, muarızının kalitelerini saf dışı bırakabilmek için kendini mecburen bu bilgiler, bu mantık örgüsü ve bu ustalıkla teçhiz edecektir.
Tehlike de bu noktada baş gösteriyor: Acaba bu Müslüman artık çalışmalarını mekanik tarzda mı yürütecek yoksa bu yazının başında sözünü ettiğimiz ve yalnız Müslümanın hesaba katacağı iç vasıflarını koruyabilecek midir?
Gerek nazari gerekse ameli çalışmalarda mekanik kalma tehlikesi vardır.
Bir Müslüman siyasi çalışmasını da ilmi çalışmasını da ancak huşu ile yürütürse İslami tavır içinde kalabilir. En büyük tehlike huşunun kaybıdır.
İyice bilmemiz gerekir ki muarızlarımızın kafa yapısı ile onların tezlerini çürütmek, onların siyasi oyunlarını engellemek her ne kadar İslam’a fayda sağlayacaksa da bu kafa yapısını aşacak vasıfları ihmal ettiğimiz taktirde kendimizi İslam’dan uzaklaştırmış oluruz ki, sonunda bu yaptıklarımızın hiçe inmesine ve bütün semerenin İslam’ın muarızları tarafından toplanmasına yol açar.
Başarılı bir kitap yazmak, başarılı bir faaliyet göstermek, ancak onu yazanın ve yapanın İslam açısından sahip olduğu kaliteyle değer kazanır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder